Spina Bifida Hastalığı Tanı ve Tedavisi

Anne karnındaki gelişimi sırasında fetüsün sırt kısmında omuriliği oluşturan tüp ya da kanal benzeri yapının kapanmaması sonucu gelişen, omurganın ve bazen beraberinde omuriliğin doğumsal anomalilerine bir grup olarak “spina bifida” adı verilir.

Bu hastalığın oluşum sıklığı yeni doğanlar arasında binde bir ile iki arasındadır. Önceki yıllarda bu oran daha çok iken son yıllarda gelişen gebe takipleri, erken tanı, folik asit takviyesi gibi önleyici yaklaşımlar sayesinde bu hastalığın görülme oranları önemli ölçüde azalmıştır.

Spina Bifida Önlenebilir Mi?

Spina bifida gelişimi açısından bazı önlenebilir risk faktörleri halen geçerliliğini korumaktadır. Bunlar, annede folik asit eksikliği, annede diyabet varlığı, anne tarafından gebelikte bazı epilepsi ilaçlarının kullanılması olarak sıralanabilir. Ayrıca, bazı genetik bozukluklar da spina bifida olasılığını arttırmaktadır. Bu nedenlerle, iyi bir gebe takibinde bu risk faktörleri erkenden, hatta daha gebelik düşünülürken, tespit edilebilir ve gerekli tedbirler alınarak spina bifida oluşumu önemli ölçüde önlenebilmektedir.

Spina bifida grubu hastalıkların ortak özelliği omurganın arka tarafındaki kemik duvarının yetersizliğidir. Eğer sadece bu şekilde bir problem görülür, fakat herhangi bir klinik problem görülmez ise bu hastalara “spina bifida occulta” tanısı koyulur ve genellikle normal seyirli bir durumdur. Bu hastalarda lezyon sahası üzerindeki ciltte renk değişimleri, kıllanma vb. değişiklikler görülebilir ve bunların varlığında MR görüntülemeleri yapılarak tanı kesinleştirilir.

Omurganın arka tarafından kemik duvarın yetersiz geliştiği ya da kapanmadığı bir durumda omurga kanalı içerisindeki omurilik zarlarının (“meningosel”) ya da omurilik zarları ile beraber sinir dokularının da omurga kanalından dışarı çıkıp cilt altına ulaşması halinde (“miyelomeningosel”) çocuklarımızda klinik problem ortaya çıkmakta ve erken dönemde ameliyat olmaları gerekmektedir. Bazı nadir durumlarda ise cilt kaplanması da gelişmemiş olabilmekte ve dolayısıyla çocuk doğduğunda lezyon sahasından dışarıya sinir dokusu çıkmış olabilmektedir (“raşişizis”).

Spina Bifida Hastalığının Etkileri Nelerdir?

Spina bifida hastalığının klinik tablosunda en temel özellik etkilenen seviyenin daha aşağısında çocukta felç ya da güçsüzlük olması ve bacaklarının ilgili bölgelerinde hissizlik olarak ifade edilebilir. Ayrıca, hastalıklı alan dışında da bazı problemler bu çocuklarımızda eşlik edebilmektedir. Bunlar içinde en sık görülen problemler hidrosefali denilen beyin-omurilik sıvısının dolaşımının problemli olmasından kaynaklanan bir kafa içi basınç artışı tablosu, menenjit gibi merkezi sinir sistemi enfeksiyonları ve omuriliğin gergin bant hastalığı (tethered cord) olarak listelenebilir.

Spina Bifida Nasıl Tedavi Edilir?

Spina bifidalı bir çocuğumuz tanı aldıktan sonra ilk önce o lezyon sahasına yönelik bir cerrahi müdahale geçirir. Beyin cerrahları tarafından yapılan bu ameliyat sonrasında çocuğun var olan kas fonksiyonlarının korunmaya ve geliştirilmeye çalışıldığı bir tedavi süreci başlar. Bu süreçte fizik tedavi hekimleri ve fizyoterapistler önemli roller oynarlar. Özellikle L-4 denilen omurilik seviyesi korunmuş çocukların ya da bir diğer değişle ve kabaca dizini düzeltme yönünde aktif hareket sergileyen ve ayak bileğini kendine çekebilen çocukların destekle de olsa yürüyebileceklerine dair umut yüksektir. Sağlam olarak ifade edilen seviyeler L5, S1, S2, S3 ve S4 seviyelerine indikçe çocuğumuzun daha normale yakın bir yürüme sergileyebileceğine dair umutlar daha fazladır. L3 ve L2 seviyeleri gibi daha yüksek seviyeler ise desteksiz yürümeye imkan vermezler; ancak gelişen fizik tedavi yöntemleri ve ortez teknolojileri sayesinde ayakta tutma ve yürütme çalışmaları bu çocuklarımıza da yapılabilmektedir.

Spina bifidalı çocuklarımız büyüdükçe ve kiloları artıp boyları da uzadıkça bazı ortopedik problemlerle karşılaşma ihtimali de söz konusudur. Bunlar kalça çıkığı, skolyoz denilen omurga eğrilikleri, eklemlerde katılıklar ve hareket kısıtlılıkları, dizlerde bükük kalma, ayaklarda şekil bozuklukları ve yaraların oluşması olarak özetlenebilir. Bunlar geliştiğinde ise çocuğun aktivite düzeyini mevcut durumdan daha da olumsuz yönde etkilemektedirler. Bu gibi durumların gelişebileceği biz çocuk ortopedistleri tarafından öngörüldüğünde gerekli önleyici tedavilere başvurulmasının yanında çocukların aktivite düzeylerinin korunması ya da olabildiğince arttırılması amacıyla oluşabilecek her problemin düzeltilmesine yönelik cerrahi girişimlere başvurulmaktadır.

Spina bifidalı çocuklarımızın tedavilerinin pek çok farklı branş tarafından bir arada ele almasının gerekli olduğu yukarıdaki özet bilgilerden kolaylıkla anlaşılabilir. Çocuklarımızın motivasyonu, ailelerinin destekleri, düzenli fizik tedavi seansları ve bu konu hakkında bilgili ve tecrübeli hekimler sayesinde bu çocuklarımız okula gidebildikleri, bir meslek öğrenebildikleri ya da çalışıp geçimlerini sağlayabildikleri, sosyal olarak daha az kısıtlılık yaşadıkları ve daha aktif bir hayat sürdürebilmektedirler. 

 

 

-Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.